Psikolojide Açıköğretim olamaz

Açıköğretimde Psikoloji Olamaz

Yazar :

Merhaba, ben Berkay Çakmak. Üniversitenin steril ortamıyla hayatın gerçekleri arasındaki geçiş sürecine yeni ayak uydurmaya başlamış, bu sene mezun olmuş 7000 akranım ve meslektaşımdan sadece biriyim. Bugün sana açıköğretim programında psikoloji bölümünün neden varlık gösteremeyeceğini anlatacağım.


Önce sana psikolog nedir, neler yapar bahsedeyim.

Psikolog dediğimde genelde herkesin gözünde terapi ortamında bir danışana psikolojik destek veren ve hatta bazı görüşlere göre bol keseden konuşan, atıp tutan bir karakter canlanıyor. Aslında bir psikolog bundan çok daha fazlası. Mesela ben bir psikolog olarak, sen mutlu veya üzgün olduğunda beyninde hangi hormon salgılanıyor, bu hormonun türü ne, beyninde hangi bölgelere uğruyor bilgilerine vakıfım, defalarca sınavlarda sordular. Bu kavramlar nasıl ortaya çıktı, psikoloji bilimi nasıl gelişti, hangi bilim insanları hangi konuları çalıştı ve zamanımıza kadar çalışılan kavramlar nasıl geldi, kısacası psikolojinin tarihini genel hatlarıyla adım soyadım gibi bilmek zorundayım.

Hayata dair soyut bir fenomen nasıl bilimsel yöntemle incelenir, deney ve gözlem nasıl yapılır, makale nasıl yazılır, insan özelliklerini ölçücü testler nasıl hazırlanır, bunları da çok iyi bilirim. Mesela o çok popüler IQ testinin veya bir ihtimal karşılaştığın uzun kişilik testinin geliştiricilerinin ve uygulayıcılarının önemli bir kısmı benim meslek grubumdan. Ayrıca bütün bu testleri geliştirirken, fenomenleri test ederken veya danışanla terapi sürecindeyken insan haklarına çok saygılı olmayı ve kimseye zarar vermemeyi de öğrenirim, hatta eğitim programımda bunun üzerine “Etik İlkeler” adında çok önemli bir ders alırım. Bunların yanında ve en önemlisi, ben nasıl düşünmem gerektiğini, insanları ayırmamayı, mensup oldukları fikre ve görüşe göre yargılamamayı, kısacası herkesi kendi penceresine göre değerlendirmeyi öğrenirim.

Lisans öğretiminin ilk yılı genelde biraz daha rahat geçer, benimki de rahat geçti. Latince ezber yapmam gerekmeyen tek sakin yıldı diyebilirim sana. Şimdi bir nebze daha olgun bir bakış açısıyla baktığımda anlıyorum ki, psikoloji öğreniminin temelini oluşturan, kimseyi tercihine, yönelimine göre yargılamamamı sağlayan düşünce sistemini eğitimimin özellikle birinci yılında olmak üzere dört yıl boyunca üzerine ekleme yaparak kazanmamı sağladı hocalarım. Bu kazanım tabi ki bir anda olmadı; insan beyninin ne kadar yönlendirilebilir olduğunu, bir düşüncenin kişiden kişiye değişmesinin aslında ne kadar kolay ve kabullenilebilir bir şey olduğunu öğrendikçe birer birer zihinsel duvarlarım yıkıldı. Bu yıkılma süreci tepeden inme bir biçimde değil, konuşarak ve tartışarak gerçekleşti. Hocalarım anlattıkça ben onların tarafında veya karşısında bir görüş sundum, sınıf arkadaşlarım da benimle tartıştı ve sınıfça geliştik aslında. Şimdi o yıllara döndüğümde genç psikolog adaylarının düşünsel sınırları yıkıldıkça hocaların içlerinden geçirdikleri tebessümü görür gibiyim.

Etik İlkeler dersi ise kaosun vücut bulmuş haliydi.

Belki şaşırırsın, bir psikoloğun araştırma yaparken veya terapi sürecinde uyması gereken onlarca kural var ve bu kuralların hiçbiri retorik değil, hepsini tartışarak ve geçmişte yapılan hatalardan çıkardığımız derslerle harmanlayarak teker teker beynimize çivi gibi çakıyoruz. Çünkü bir psikoloğun unvanının getirdiği sorumluluk çok büyük. Birinin hayatına etki ederken sadece fayda sağlamak ve zarar getirmemek, kişiyi bulunduğu koşuldan daha iyi bir konuma taşımak bazen o kadar yıpratıcı ikilemler arasında bırakıyor ki seni, tahmin edemezsin. Terapi ortamında yapılan aslında görülmeyen yaralara kelimelerle cerrahi müdahale yapmak olduğundan, söyleyebileceğin tek yanlış kelime bazı durumlarda karşındakini çok kötü duruma sokabilir. Bu yüzden bilinçli hocalar, psikoloji öğrencilerini bu konuda özel olarak yetiştirir, etik kavramını teker teker kimsenin aklında soru işareti kalmayacak şekilde öğrencilerin beynine işlerler ki zamanı geldiğinde o öğrenci kimseye istemeden zarar vermesin, yardım ederken her şeyi gözetsin ve yöntemlerini doğru bir biçimde uygulasın.

Başta dedim ya, psikoloji bölümü açıköğretim programlarında okutulamaz diye, söylerken çok samimiydim. Biliyorum ki açıköğretim öğreniminde ne kadar çalışırsa çalışsın, hiçbir öğrenci nasıl düşünmesi gerektiğini kitaptan öğrenemeyecek. Sana ne kadar “kimseyi yargılama, kimsenin düşüncesi veya fikri, kişiye yardım etme sürecinde sana engel yaşatmasın” deseler bile sen zihnini bu yönde keskinleştirmezsen, alanın uzmanları tarafından bu konuda özel olarak yetiştirilmezsen, akranlarınla ve hocalarınla fikir alışverişi yapıp kendini başka olasılıklara açmazsan olman gerektiği kadar objektif olamazsın, sana gelen zıt görüşteki insanlara zarar verirsin.

Etik konusunda psikoloji öğrencileri 4 yıl boyunca ders içinde ve dışında hocaların ve akranlarının sayesinde olması gerektiği konuma geliyor. Kuru bir el kitabıyla, sebepleri ve sonuçları tartışmadan bunu öğrenciye tam anlamıyla empoze edemezsin. Yarın senin bu şekilde mezun ettiğin öğrenci, ne kadar iyi kalpli ve dersine iyi çalışmış olursa olsun istemeden bir başkasına zarar verir, bundan emin olabilirsin. Bütün bunların yanında, her psikolog aynı zamanda bir bilim insanıdır, metot derslerinde hocaların kapısını sık sık aşındırmış biri olarak söylüyorum, alanın uzmanı biri sana özel olarak destek olmadığı sürece sen Türkiye ve dünya standartlarına uygun bir yayın çıkartamazsın. Sonuç olarak, insan sağlığını, hayat kalitesini, karar alma süreçlerini, bireysel ve toplumsal fenomenleri bilimsel olarak inceleyen ve bu alanlarda uygulamalar yapan ciddi bir alanda, senin interaktif yöntemlerle ve özel olarak yetiştirilmen gerekir. Aksi halde, alana ve alanla ilişkili yapılara, insan sağlığına hiç istemesen bile sadece zararın dokunur.

Biz psikologlar olarak, 1999 Depremi başta olmak üzere birçok geniş ölçekli yıkımda gönüllü olarak yanındaydık. Toplum sağlığına ve psikolojisine zararlı her şeyin karşısında, senin yanında yer aldık. Bireysel problemlerinde, kişisel olarak kendini geliştirmek istediğinde de yanındaydık, her zaman da yanında durmaya devam edeceğiz. On yıllardır meslek yasamız dahi olmadan birçok topluma yarar sağlayan oluşumda, yasal boşluktan dolayı meydana gelen zorluklara rağmen yer almaya devam ettik, edeceğiz. Yeter ki biz psikologlar olarak, hala elimizden geldiğince koruyabildiğimiz bir standarda sahip olalım ve yanında layıkıyla durmaya devam edelim.


Yazan: Berkay Çakmak

 

Yorum Bırak ;

E-mail hesabınız yayınlanmayacaktır.

Belki İlgini Çeker ;

En Yeniler

Havacılık Psikolojisi Uçan Blog
Havacılık Psikolojisi Uçan Blog