Kazaların Havacıların Psikolojisine Etkisi

Yazar :

     Talihsiz olayları nasıl açıkladığımız bu durumların ardından hayata nasıl devam edeceğimizi de doğrudan etkiler. Kazalar, afetler gibi travmatik olayların, olayı doğrudan yaşayanların ötesinde çok geniş etkileri olduğu bir gerçektir. Bu nedenle yaşanan talihsiz olayı takip eden haftalar, aylar ve yıllar sonrası için olaydan etkilenenlerin olası travma sonrası stres bozukluğuna karşı psikolojik destek almaları gerekmektedir. Fakat yazımızın başlığından da belli olacağı üzere, burada havacılık profesyonellerine olan etkisinden ve neden destek almaları gerektiğinden bahsedeceğim.

Bu tür durumlarda kurumsal havayolu şirketleri, yaşanan felaket sonrasında hangi mağdurların psikolojik destek alıp alamayacağını sigorta şirketinin kurallarına göre belirlemektedir. Sigorta şirketleri de genellikle yalnızca birincil (olayı bizzat yaşamış olan) mağdurlara  psikolojik destek konusunda maddi yardım verir. Sigortaların psikolojik destek konusundaki bir diğer sorunu ise genellikle sadece Dsm 4 diliyle Eksen 1 bozukluklarına (duygudurum bozukluğu, anksiyete bozukluğu gibi klinik problemler) psikolojik destek için ödeme yapmaya eğilimli olmaları, Eksen 4’te yer alan psikososyal ve çevresel problemlerle gelen pilotların psikolojik destek ücretini karşılamak istememeleridir. Fakat  Eksen 1 tanısı almak pilotlarda işini kaybetmeye kadar gidebilecek bir durumdur. Sadece Eksen 1’deki bozukluklar pilotun uçuştan men edilmesine sebep olmamakta, travmatik bir olay sonucu (ki bu genellikle kazalardır) uçuş korkusunun oluşması da Ilion, Foreman, Bor ve van Gerwen’in belirttiği gibi pilotun kariyerini tehlikeye atabilir. Bu noktada kuruma vermesi gereken rapora yazacağı teşhis konusunda ruh sağlığı uzmanı etik ikilem yaşayabilir. Pilotlar da teşhislerinin kuruma açıklanacağını düşünerek ister istemez psikolojik destek almak konusunda çekinceler yaşayabilirler.

     Normal şartlarda hava yolculuklarının karadakine göre daha güvenli olduğu düşünülür. Fakat işlerin kötü gittiği yani bir kaza olduğu zaman havayolu daha tehlikeli hale gelmektedir Bunun sebebi bir hava felaketi trafik kazalarının aksine yüzlerce erkek, kadın ve çocuk için yaralanmalara ve ölümlere yol açabilen olaylardır. Zaten bu felaketlere karşı duygularımızı harekete geçiren de aslında insan sayısıdır.

Boeing 747 ve Airbus 380 gibi geniş gövde uçaklar 500 veya daha fazla yolcu kapasitesine sahiptir, bir kaza durumunda oluşacak tablonun vahametini siz düşünün. Böyle bir havayolu felaketi olduğunda ise genellikle ilgi, sayıca fazla oldukları için yolcular üzerinde yoğunlaşır. Bunun bir başka sebebi ise insanların bu talihsiz kaza için bir açıklama ve sorumlu duymak istemesi, oluşan öfke ve nefret duygularını yöneltecek biri(ler)ini aramasıdır. Bu duyguları yöneltmek için buldukları bu kişiler ise genellikle pilotlar olmaktadır. Çünkü bir örgüt (havayolu şirketi) yerine bir ya da birkaç kişiye karşı bu duyguları kişiselleştirmek, böyle bir hedef oluşturmak daha kolaydır. Bir hava yolu kazasında havayolu şirketi, uçak üreticisi, trafik kontrolörleri yani olayın gidişatını değiştirebilecek olan herkes zan altındadır. Halkın ise zan altında kalan kişilere bu kadar acımasızca davranmasının sebebi güvenilen kişilerin onları kurtar(a)madığını düşünüp onları sadece sorunu tutmakla kalmamaları ve acıya neden oldukları için cezalandırılması gerektiğine olan inançlarıdır. Bu inanç öyle kuvvetlidir ki kaza haberini duyduklarında insanlar çoğu zaman pilotlar veya kabin ekibi için kaygı dahi duymazlar.

    

 

 Kurumsal hesap verilebilirliğin bulunmadığı bir kaza durumunda pilotlar havayolu şirketi tarafından kendilerini savunması için yalnız bırakılır. Bunun sebebi iş hayatında kalmak isteyen havayolu şirketlerinin, pilotu cezalandırmayı, kaza için kurumsal sorumluluk almayı kabul etmekten daha kolay bulmalarıdır. Bu tür durumlarda birçok pilota ücretsiz izin verilmekte ve genellikle bu pilotlar sonrasında geri çağırılmamaktadır. Hal böyleyken şirkette kalan diğer havacılık profesyonelleri için inanılmaz bir baskı oluşmakta ve hatta ucu performans eksikliğine kadar gidebilmektedir. Bu pilotların da aynı ya da benzer durumun kendi başlarına gelip gelmeyeceği konusunda kaygıları vardır. Bu tür bir duruma yakalanmayacağını düşünüp normal gidişata devam edenler olduğu kadar, kaygı hissedip kazadan öğrendiklerini davranışlarını değiştirmek için kullananlar da mevcuttur.

      Kaza ve sonrasındaki olaylar pilotun gece gündüz zihninde tekrarlanır, hem kendisi hem de çevresinden gelen olumsuz duygu ve düşünceler peşini bırakmaz. Olumsuz duygu ve düşüncelere örnek olarak aynı hatayı tekrarlama kaygısı ve kendinden şüphe etmeyi verebiliriz. Kendinden şüphe etme durumu bazen öyle uzun sürer ki teknik becerilerde gerilemeye neden olabilir. Böylece bu kişiler artık sadece uçuş becerilerinden değil kendilerinden de şüphe duymaya başlayabilir; bu üzüntülerini iş yaşamından özel yaşamlarına taşıyabilirler. Bu durum hem benlik saygısında sarsıntıya yol açmakta hem de aile ve çift ilişkilerini de zor duruma sokmaktadır. Bu süreçteki bazı pilotların yaşadığı kendi içine çekilme ve duygusal uzaklaşma dönemleri (bazen aylar sürebilir) evliliklerini yok etmeye kadar gidebilir. İşte böyle durumlarda pilota müdahalenin birincil odağı ilişkisel problemler değil psikomotor beceriler olmalıdır. Çünkü koordinasyon ve beceriler yeniden kazanıldığında ilişkisel problemler gibi ikincil problemlerin düzelmesi otomatik olarak gerçekleşecektir.

     Hubbard, pilotların karşılaştığı bazı psikolojik sorunların, diğer pilotlarla ve örgütlerle olan problemli ilişkilerinden kaynaklandığını düşünmektedir. Mürettebat üyeleri kaptan pilot tarafından açıkça veya gizli bir baskı hissettiğinde (gözleri korkutulduğunda), yaşamları risk altında olsa bile kaptanla hayati bilgileri paylaşmaktan çekinebilir. Bir kaza yaşandığında ise bu kişilerde suçluluk ve pişmanlık gibi duyguların baş gösterebilecek olması havacılıkta mürettebat ilişkilerinin önemini gözler önünde sürer. Bazı pilotlar sırf yalnız kalmamak (ait olma ihtiyacı) için bu örgütün üyesi olur. Pilotlar arasındaki bu örgüt bağlılığı duygusal anıların gerçek olaylarla kaynaşmasından kaynaklanmaktadır. Uçuş eğitimi çok zorlayıcı olduğu için o zaman yaşanan duygular çoğunlukla onlarca yıl zihinde canlı kalmaktadır. Bu duygular pilotlar arasındaki bağları da geliştirmektedir ve her pilot grup içinde kabul edilebilir şekilde davranarak bu bağı korumaya çalışır. Bu bağın ne kadar kuvvetli olduğunu gösteren bir örnek ise uçak kazalarında ölen pilotların ardından yas tutan pilotlardır.

     Sonuç olarak tüm bu bilgilere baktığımızda, havacılıkta yaşanan talihsiz olayların havacılık profesyonellerini psikoloji açıdan sarstığı gerçeğiyle yüzyüze gelmekteyiz. Bu noktada havayolu şirketlerine ve dolayısıyla sigorta şirketlerine büyük bir sorumluluk düşmektedir. Kaza sonrası mürettebatın psikolojik açıdan destek alması, olayın en az hasarla atlatılması ve sonrasında tüm çalışanların hizmet performansındaki kalitenin artmasında önemli bir etkide bulunacaktır.

Bu yazıyla ilişkili olarak okuyabileceğiniz diğer yazıların linkleri:

https://blog.havacilikpsikolojisi.net/havacilikta-takim-olmak/

https://blog.havacilikpsikolojisi.net/travma-ve-travma-sonrasi-stres-bozuklugu/


Yazan: Psk. Dan. Sidre Çalışkan

Kaynakça:

Bor, R., & Hubbard, T. (Eds.). (2006). Aviation mental health: Psychological implications for air transportation. Ashgate Publishing, Ltd..

Çetingüç, M. (2019). Havacılık ve Uzay Psikolojisi. Ankara: Nobel Yayınları

Yorum Bırak ;

E-mail hesabınız yayınlanmayacaktır.

Belki İlgini Çeker ;

En Yeniler

Havacılık Psikolojisi Uçan Blog
Havacılık Psikolojisi Uçan Blog